Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, "piyasaların referandum sonuçlarını 2011 genel seçimlerinde de istikrarın devam edeceği" şeklinde yorumlamış. Güler hanımın bu biraz kapalı ifadesiyle, 2011 seçimlerinde sandıktan yine AKP iktidarının çıkacağını, bunun sonucunda da siyasal istikrarın ve onun ikiz kardeşi olan ekonomik istikrarın orta vadede devam edeceğini kastettiği açıktır.
Güler Sabancı'ya katılıyorum. Ani ölümler, savaş halleri gibi olağandışı olaylar vuku bulmazsa, 2011'in Mayıs, bilemediniz Haziran ayında yapılacak genel seçimlerden AKP'nin tek parti iktidarını koruyarak çıkmasına kesin gözüyle bakabilirsiniz. "Nasıl oluyor da bu kadar kesin konuşabiliyorsun?" diyebilirsiniz. Kısaca aktarayım, sonra siyasal istikrar konusuna geçeriz.
Uzun sınama deneyimine sahip seçim simülasyon modelimin ortaya bir "tunç yasası" çıkarmış olduğunu söyleyebilirim. Mevcut seçim sisteminin kuralları ve başlıca partilerin mevcut coğrafi oy ağırlıkları itibariyle, birinci parti olan AKP, ikinci partiye, yani CHP'ye 9 yüzde puan fark atarsa, en az 280 milletvekili çıkarıyor. Bu tahminde BDP'nin 20-25 bağımsız milletvekili çıkaracağını ayrıca varsayıyorum. Bu sonuç mevcut seçim sisteminin özelliklerinden kaynaklanıyor. Sistem değişmedikçe bu böyle. Dolayısıyla soru şu: AKP yaklaşık 8 ay sonra yapılacak seçimlerde CHP'ye asgari 9 puan fark atar mı?
Gerek referandum sonuçları, gerek referandum öncesinde ve sonrasında yapılan anketler AKP'nin yüzde 41- 46 arasında, CHP'nin de yüzde 25 - 28 arasında oy desteğine sahip olduğunu gösteriyor. AKP açısından en olumsuz tahmini alsak bile aradaki fark 13 puan. AKP'nin çoğunluğunu yitirmesi için aradaki farkın büyük ölçüde azalması lazım. Bu da doğrusu iki esaslı nedenden ötürü bana mümkün görünmüyor.
Birinci neden güçlü ekonomik büyümenin en az 2-3 çeyrek daha devam edecek olması. Referandumdan çıkan güçlü evet oyu büyümenin yelkenlerini, büyüme de AKP'nin yelkenlerini şişirecek. Krizin dip, işsizliğin ise tepe yaptığı sırada yapılan Mart 2009 yerel seçimlerinde AKP'nin oy oranın yüzde 38'in üzerinde çıktığını hatırlatmak isterim. Kriz AKP'ye 8 puana mal olmuş görünüyor. Ancak Nisan 2009'dan itibaren ortaya çıkan güçlü canlanma gelirleri ve istihdamı artırdı ve daha bir süre artırmaya devam edecek. Bu bakımdan AKP'nin oylarının yüzde 40'ın üzerine çıkmasında şaşılacak bir şey yok.
İkinci neden siyasal. Kazanılan ve kaybedilen oyları salt ekonomik gelişmeler ile açıklayamayız. Siyasal gelişmelerin de bunda payı var. Ama bu siyasal gelişmelerin de AKP'nin aleyhine geliştiği söylenemez. Referandum sonuçları, Kürt açılımının AKP'ye beklenen olumsuz etkiyi yapmadığını, MHP yönetimimin son derece aşırı milliyetçi kampanya yürütmesine karşın bu partinin tabanında önemli kaymalar olduğunu gösteriyor.
Eğer referandumda Evet diyen MHP'li seçmen kısmen dahi AKP'ye geçecek olursa, ki kimi anketler bunun gerçekleştiğini iddia ediyor, 2011'de seçimlerden sadece AKP çoğunluğu değil, yeni anayasayı tek başına yapacak çoğunlukta bir AKP çıkabilir. Nitekim AKP'nin oylarının yüzde 45, CHP'nin oylarının yüzde 26, MHP'nin oylarının da yüzde 11 olduğu bir senaryoda (BDP'nin 20 bağımsız milletvekili çıkardığı varsayımıyla) simülasyon modeli AKP'nin sandalye sayısını 330'un üzerinde veriyor.
Böyle bir sonuç siyasal istikrarı güçlendirecekmiş gibi gözükse bile, Türkiye'nin siyasal dengelerini kalıcı olarak bozabilir, dolayısıyla da siyasal istikrarı uzun dönemde tehlikeye atabilir. Bu tehlike iki yoldan bertaraf edilebilir. Birinci yol, AKP'nin seçimlerden önce yeni anayasanın temel ilkeleri üzerinde geniş bir toplumsal mutabakatı sağlamasıdır. Ama işi garantiye almak için, ikinci yolun da devreye girmesi çok iyi olur. Bu yol da, CHP'nin oylarını hiç olmazsa yüzde 30'a yükseltmesidir. Bu mümkün ama garanti değil. Yeni yönetimiyle umutları canlandıran CHP ile artık daha yakından ilgilenmeliyiz.